13 Haziran 2017 Salı
Mehmet Arif DEMİRER'in yeni kitabı yayınlandı: "ATATÜRK'Ü SEVEMEYENLER DEN SİYAH LEKELER VE BİZ"
25 Şubat 2017 Cumartesi
HASAN EMRE OKTAY, Yayınlanmış Kitaplar: "Türk Tarihinin Kayıp Yılları-İsmet İnönü", "İnönü Dönemi", "Adnan Menderes Nasıl Öldürüldü" H. EMRE OKTAY
16 Temmuz 2016 Cumartesi
15 Haziran 2016 Çarşamba
Demokrat Parti, Celâl Bayar, Adnan Menderes, 27 Mayıs ve sonrası hakkında yazılmış & yayımlanmış kitaplar (1)
25 Şubat 2016 Perşembe
Merkez Yönetim Kurulu Asil Üyesi, Sayın Halûk KILÇIK Tarafından "Demokratlar Kulübü" ne Armağan Edilen Kitaplar, Ankara: 24 Şubat 2016
![]() |
| Demokrat Parti (DP) Gençlik Teşkilâtı Yayınları, No: 1 - 08 Ocak 1960 |
![]() |
| Demokratlar Kulübü Yayınları, No: 6 - Ali ESEN MİNKARİ |
![]() |
| Demokratlar Kulübü Yayınları, No: 14 - Prof. Dr. Rıfkı Salim BURÇAK - R. Güner SARISÖZEN |
![]() |
| Demokratlar Kulübü Yayınları, No: 17 (SON) Prof. Dr. Mim Kemal ÖKE & Dr. Erol MÜTERCİMLER |
![]() |
| Demokratlar Kulübü Yayınları, No: 01 - 17 & 1989-2000 Arası TAM LİSTE |
![]() |
| Gazeteci - Yazar, NAZLI ILICAK |
27 Mayıs 2015 Çarşamba
MENDERES’İN KEFENİ, İNÖNÜ’NÜN FRAĞI NACİ AKIN (MANİSA OLAY) 21 Mayıs 2015
MENDERES’İN KEFENİ, İNÖNÜ’NÜN FRAĞI
NACİ AKIN (MANİSA OLAY) 21 Mayıs 2015
Rahmetli Menderes çok şık ve muntazam giyinirmiş, kruvaze ceketleri,
kıyafetleriyle uyumlu kravat seçimleri, vakur duruşu, kibarlığı ve nezaketi ile
izleyenleri etkileyen karizmatik bir kişiliğe sahipmiş. Muhalifleri bile onun
bu duruşundan etkilenir, yüzüne karşı bir şey söyleme cesaretini
gösteremezlermiş. İnternette bir arama yaptığınızda çoğunlukla onun bu tür
kıyafetli resimlerini bulursunuz. Mitinglerde, halk arasında, açılış ve temel
atma törenlerinde, meclis kürsüsünde, kabullerde ve hatta devlet törenlerinde
bile bej, gri, açık kahve gibi açık tonlarda hatta bazen beyaz kıyafetle bol
bol resimlerini görürsünüz. Onun Çakırbeyli çiftliğindeki resimlerinde bile
kravatsız bir pozuna rastlamak mümkün değildir.
İnönü’nün ise daha çok fraklı, koyu renk kıyafetli, melon, fötr ve silindir
şapkalı resimlerini görürsünüz. İkisi arasındaki bu fark siyaset anlayışlarının
da bir yansımasıdır adeta. İnönü askeri okulda yetişmiş, hep devletçi olmuş,
sırtını bürokrasiye, oligarşiye dayayarak siyaset yapmış halkı çok fazla
umursamamış, seçkinci bir politika izlemiştir. Menderes ise toprakla haşır
neşir olmuş, halkın arasında yetişmiş bir taşra aydınıdır. Haliyle içinden çıktığı
halkın ıstırabını dindirmeye yönelik politika izlemiş, Ankara’ya geldikten
sonra dahi bürokrasiyle, oligarşiyle işi olmamış, geldiği kesimi hiç inkâr
etmemiş bu giyim tarzına da yansımıştır.
Bir de 27 Mayıs zalimlerinin, Menderes’i kamuoyunda küçük düşürmek için
Yassıada’da çektikleri, Yassıada’ya getirilişi, İmralı’ya götürülüşü, pijamalı,
hasta yatağında görüntüleri ile reklâm amaçlı meta zori çekildiği yüzlerdeki
ifadelerden açıkça belli olan aile fotoğrafını görürsünüz. Bir de İmralı
adasında yürekleri dağlayan boynunda katliam belgesinin asıldığı infaz
fotoğrafları vardır ki o resmin her görüntülendiğinde 65 yaş üstü insanlarımız
hatta onun davasına gönül vermiş gençlerin dahi gözü buğulanmadan izlemeleri
mümkün değildir. Bu fotoğraf Cumhuriyet tarihimizin, demokrasi tarihimizin bir
utanç vesikasıdır.
Menderes’in idamından sonra dini vecibeler yerine getirilerek inancına uygun
bir defin yapılmış mıdır? Orada bulunan savcısıyla, cellâdıyla, infaz memurları
ve askerleriyle usule uygun bir cenaze namazı kılınmış mıdır? Orasını
bilmiyorum, yayınlanan hatıratlarda, cezaevi müdürüyle, cellâdıyla yapılan
röportajlarda bu konudan hiç bahsedilmemiş. Ancak bu cinayetin üzerinden tam 29
yıl geçtikten sonra 17 Eylül 1990 tarihinde Fatih Murat Paşa Camiinde bir
milyona yakın insanın katıldığı tarihin en kalabalık cenaze töreni ardından
Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın naaşları Anıt Mezarlarına nakledildiler.
O gün ben de rahmetli ağabeyim ve annemle birlikte oradaydım. İstanbul
Valiliğinin Yassıada mezalimini yaşamış, eski Demokrat Parti milletvekilleri ve
ailelerine verdiği “yakınları” ibareli isimliklerle ve özel otobüslerle camiye
intikal etmiş ve cami avlusuna girebilmeyi başarmıştık. Musallaya konulan
naaşların önünde saygı nöbetimizi yapmış ve son dualarımızı etmeye fırsat
bulmuştuk. Sonra defin için gene aynı şekilde Anıt Mezara intikal ettik. Resmi
Devlet töreni sona erip dönemin Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal tören
alanından ayrıldıktan sonra defin işlemlerine geçildi. Bayrağa sarılı tabutlar
mozolelerin bulunduğu anıtın altından alınarak alt kattaki defin mahalline
indirildi. İçeriye aile efradından başka kimse alınmıyordu, ancak ağabeyim ve
ben yakamızdaki kartların sayesinde bir yolunu bulup defin mahalline girdik
zaten biz girdikten sonra da kapılar kapandı. Rahmetli Polatkan’ın evlatları bile
güç bela defin başladıktan sonra girebildiler içeriye. İçeride aile efradı ve
görevliler dışında sadece 5 sivil bulunuyorduk. Rahmetli Türker Sanal, DYP
Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Dülger, eski İstanbul AP milletvekili Recep Özel
ve biz. Daha sonra merhum Aydın Menderesin isteğiyle bir kişi daha alındı
içeriye. Sarıklı ve cüppeli bu zatın merhum Şeyh Nazım Kıbrızi olduğunu
sonradan öğrendim. Defin işlemi tamamlandıktan sonra belki de hayatımda
yaşadığım en önemli tanıklıklardan birini tamamlamış olmanın gururuyla oradan
ayrıldık.
Biz ayrılırken yüzbinler akın akın yeni gelebiliyorlardı anıt mezara. O gün
orada Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal vardı, Başbakan Yıldırım Akbulut ve
Kabinesi vardı, Ana Muhalefet Lideri Süleyman Demirel ve DYP’nin tüm üst düzey
kadroları ve taşra teşkilatları vardı. Bugün AKP’de siyaset yapanlardan
yalnızca, o gün ANAP’ta Akbulut kabinesinde görev yapan Meclis Başkanı Sayın
Cemil Çiçek vardı. Erbakan ve Refah Partisinden bugün AKP milletvekili olanlar
dahil hiç kimse yoktu, İstanbul İl Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan da yoktu.
SHP lideri Erdal İnönü de yoktu ama “Devletle milletin barışması için önemli
bir fırsattır” yönündeki beyanıyla töreni desteklediğini belirtiyordu.
Menderes’i ve İnönü’nün kıyafetinden nereye geldik diyebilirsiniz. Bugün
birileri çıkıp başkalarına 27 Mayısta neredeydiniz diye soruyorsa, Menderes’in
kefeni üzerinden siyaset kurgulayıp, hür basına gözdağı verilmek isteniyorsa
bizim de çıkıp kim neredeydi diye açıklamada bulunmak hakkımızdır. Rahmetli
Türkeş ve arkadaşlarının Yassıada mahkemelerine ve idamlara karşı olduklarını
biliyoruz ve sırf bu yüzden Milli Birlik Komitesinden tasfiye edildiklerini de
biliyoruz. Rahmetli İnönü’nün son bir umutla kendisini ziyarete gelen Berin Menderes’e
“bunlar çıldırmışlar ben bile söz geçiremiyorum” dediğini de biliyoruz. Hatta
son anda Menderes’in idamını durdurmak amacıyla aranan Yassıada komutanı Tarık
Güryay’ın “infaz gerçekleşti” diyerek yalan söylediğini ve göz göre, göre
cinayet işlediğini de biliyoruz.
Geçmiş, geçmişte kalmıştır, Sayın Kılıçdaroğlu Menderes’in anıt mezarını
ziyaret ederek partisinin geçmişiyle yüzleşmesini bilmiş, ülkenin normalleşmesi
devletle milletin barışması için adım atmıştır. Ne Menderes ailesinin ne diğer
mazlum ve mağdur ailelerinin, ne demokratların öç alma duygusu yoktur. Tek
istedikleri ülkelerinin refah ve saadeti, demokrasinin tüm kurum ve
kurallarıyla işlemesi, toplumsal huzurun sağlanmasıdır.
Zamanında Sayın Tansu Çiller
“ipim cebimde geziyorum” demiştir ama o hem 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül
darbelerine muhatap olan bir siyasi geleneğin temsilcisi ve hem de bizzat 28
Şubatın mağduru olarak söylemiştir. Bu gün Menderes’in kefeni üzerinden siyaset
yapmaya kalkışmak onun aziz hatırasına en büyük kötülüğü yapmak demektir.
Kalın sağlıcakla.
25 Nisan 2015 Cumartesi
Avukat Ertuğrul MAT, KİTAP ::: "Demokrasi Yolunda Karınca Misali" Cilt: I & II,
Avukat Ertuğrul MAT, KİTAP ::: "Demokrasi Yolunda
Karınca Misali" Cilt: I & II,
SEVGİLİ KARIM FATOŞ’A
“Sen olmasaydın ben yanlışta kalırdım,
sen olmasaydın ben günahta kalırdım;
sen olmasaydın ben karanlıkta
kalırdım; sen olmasaydın ben hayatın
dışında kalırdım.” derdim.
Tanıştığımız ilk günden beri, birbirimizin elini hiç
bırakmamıştık. Sonra sen beni incitmemeye çalışarak yavaş yavaş elini avucumun
içinden çekip “Hakka yalnız yürünür “ dedin. Ve beni karanlıkta bıraktın. Yolun
Allah’ın rahmetiyle dolsun, yardımcın hazreti Muhammedin şefaati, menzilin
cennetin kapısı, kavuşmamız yakın olsun. Birbirini seven iki kişiden
birinin ölmesi, önden gidip diğerini beklemesidir.
ERİŞİM, İLETİŞİM, VE "KİTAP İSTEK" BİLGİLERİ
BU KİTAP "TARİHE NOT DÜŞMEK İÇİN" YAZILMIŞTIR. BU NEDENLE ÜCRETSİZDİR
Ertuğrul MAT, Avukat - 14. Dönem Bursa Milletvekili
Nasuh Akar Mahallesi 1407. Sokak, Dostlar Sitesi
A-Blok, No: 5/15 - Kat: 1 06520 - Çankaya / ANKARA
TEL: 0312 28512 51 - FAKS: 0312
286 63 25
GSM: 0 532 261 99 90 - e.MAİL: ertugrulmat@gmail.com
SUNUŞ
Bu kitapta, son elli yılın Bursa’sından, Bursa’nın politik
yapısından, bazı Bursalı politikacı çehrelerinden kesitler bulacaksınız.
Bursa’da 1962’de başlayan demokrasi yolculuğumuzun hikâyesini, tabii ki kendi
görüş ve yorumlarımızla anlatmaya çalışacağız. 27 Mayıs ihtilâlinden sonra 1961
de başlayan seçimlerden bugüne, demokrasiye ulaşmaya çalışıyoruz. Kâbe’ye doğru
yola çıkan karınca misali, tam demokrasiye ulaşmanın kolay olmadığını bile bile
bu yola çıkmış, bu yolda ölmeyi göze alınışın hikayesidir bu.
İnsanların geçmişlerine projektör tutulmasından
hoşlanmadıklarını, kendimden biliyorum. Bu yüzden geçmişteki son elli
yıla tutulan projektörün aydınlattığı olayların, sadece bazı dostların veya
bazı karşıtların çehresini değil; aynı zamanda, ayna karşısında gördüğüm
çehrenin geçmişini de aydınlatıp, bana göstermesini istedim.
![]() |
| Avukat Ertuğrul MAT, 14. Dönem Bursa Milletvekili |
Politika sadece partiler arası bir kavga değil, aynı zamanda
parti içi bir kavgadır da. Bu yüzden değirmen gibi dost ve dostluk
öğütür. Beraber yola çıktıklarınızla, yolun sonunda, bir gün yarışmak mecburiyetinde kalır; kazanma ve
daha öne geçme hırsıyla politikanın gereği gibi görünen şeyin, karakteriniz,
ahlaki kurallarınız ve inançlarınız üzerinde ne kadar tahripkâr bir tesir icra
ettiğini, o projektörün aydınlattığı sizin ve arkadaşlarınızın geçmişinde
görürsünüz.
Politikada yaşadıklarımız anlatılırken bazı eski dostlara
haksızlık yaptığımızı düşünmeyiniz; niyetimiz Onların veya bazı karşıtlarımızın
hatıralarını zedelemek değil. Çünkü anlatılan, politikacının kirliliği değil;
politikanın insan karakterleri üzerindeki tesirleridir.
Yarım asrı aşan bu süreç içinde Bursa’yı parlamentoda temsil
etmek şerefine 135 milletvekili ve 8 senatör ulaşmıştır. Lütfen bir
düşününüz, kaçını hatırlıyorsunuz? Unutmayınız, hatırlananlar, iz
bırakanlardır. Bana göre, 1980 öncesinden İhsan Sabri Çağlayangil, Şeref
Kayalar, Ahmet Türkel, Mehmet Turgut, Kasım Önadım, Cemal Külahlı,
Barlas Küntay, Sadrettin Çanga, İbrahim Öktem. 1980 sonrası dönemden ise,
Turhan Tayan, Cavit Çağlar, Mehmet Gazioğlu, Abdülkadir Çenkçiler,
Fethi Akkoç, Ertuğrul Yalçınbayır, Faruk Çelik ve Bülent Arınç iz
bırakanlardandır.
Politikada, parti içi mücadele dengelerinin neticesinde,
bazıları parlamentoya birkaç dönem gitmek fırsatı bulurlar. Ama renksiz
oldukları için iz bırakmazlar. Az seçilenlerden bazıları da, Kemal
Paşazadenin Yavuz Sultan Selim için söylediği gibi,“ikindi güneşi gibi,
ömürleri az, gölgeleri uzun ” olanlardır. Tarih çok seçilenleri
değil, iz bırakanları yazar.
“ Ya sen? ” diyecek olursanız. Bilmiyorum...
![]() |
| Avukat Ertuğrul MAT, 14. Dönem Bursa Milletvekili |
Bazen kendi kendime, “ Eğer parlamentodan
ayrılmandan tam kırk sene sonra, Bursa basının Erdal Özdür, Ahmet Emin
Yılmaz, Dr. Murat Kuter gibi usta kalemleri senden bahseden yazılar
yazıyorsa “diye düşünüyor, mutlu oluyorum . Bazen de , “ Bursa
Ansiklopedisini yazmak iddiasını taşımış bir kalem, ‘Ertuğrul Mat-Avukat-Bursa
Milletvekili-Emlakçı-Silahlı saldırıya uğradı-Yaralandı. 20 Ağustos 1975'te
Hürses 'i yayımlamaya başladı 16 Şubat 1976'da gazetesinin adını “Milletindir
Hakimiyet olarak değiştirdi’ diye yalan yanlış hatırlıyor, seni emlakçı Necati
Sevinç ve çıkarmaya çalıştığı gazetelerle karıştırıyorsa; Millet
Gazetesini de, sadece Kamil Koç’un bir gazetesi olarak yazıyor, ilk
yazısı 15 Haziran 1962’ de neşredildikten sonra on seneye yakın bir zaman
köşe yazısı yazmış, siyasi polemiklere imza atmış, Mehmet Ohri’den sonra yaşayan
en yaşlı basın mensubu olmana rağmen gazeteci sayılmıyorsan , ‘Mutlu
olmaya hakkın yok ‘ diyor ve hayıflanıyorum. Sonra arkama dönüyor, gölgeme
bakıyorum; gördüklerimi, size de bu kitapta gösterebilirsem,
Ertuğrul Mat’ın gölgesinin uzun mu, kısa mı olduğuna kendiniz karar
verirsiniz. Saygılarımla., Ertuğrul MAT
![]() |
| Avukat Ertuğrul MAT |
BURSA GÜNLERİ
Bursa’da Kendime Yeni Bir Siyaset Dünyası Kuracaktım...
Askerlikten tezkere alıp İstanbul’a döndüğümde, Yassıada
davaları devam ediyordu. Siyaset arkadaşlarımın bir çoğu ya Balmumcu’ ya
tıkılmış, ya da memleketlerinde soluğu almışlardı. İstanbul’da yapayalnız
kalmıştım. Oysaki siyaset yalnız yapılmazdı.
Ben de Sezar’ın, “ Roma’da üçüncü olmaktansa, Galya’da
birinci olurum” sözünü hatırlamış, Bursa’ya gitmeye karar vermiştim. Orada
kendime yeni bir dünya kuracak, yeni, mücadele arkadaşları edinecektim.
Bursa’da teyzemler ve dayımlardan başka kimseyi tanımıyordum. Kader bu ya,
teyzemin çocukları Adalet Partisi’ni, dayımın çocukları da CHP’ni
tutuyorlardı.
Teyzemin oğlu Recep Barışıcı hayata pozitif bakar,
insana enerji verirdi. Bursa’da siyasi ve adli dünyada yer almamda çok
tesiri olmuştu. Siyasetle fiilen ilgilenmezdi amma, siyaset dışı hayata
bakışımız birbirine çok benzerdi. Aşka inanır, “ aşk için yaşanır” diyen
romantiklerdendik. Bu inançlarımızla mutluluğu da yakalamıştık. . Teyzemin
diğer oğlu Rüştü o günlerde İstanbul’da okuyordu. İlerde siyasetle meşgul
olacak, Bursa Belediyesi ve Bursa Ticaret Odası Meclis’lerinde kendisine saygın
bir yer edinecekti.
![]() |
| Avukat Ertuğrul MAT, |
Dayımın büyük oğlu Nurettin Ağabey hem CHP içinde bir
ağırlığa sahipti, hem de CHP’yi tutan Yeni Ant Gazetesinde Bedii Faik,
Doğan Nadi tarzında bir iki cümlelik küçük fıkralar yazardı. Bursa günlerimde
dayızadelerimle sık sık bir araya gelir, aile bağlarının siyaseti dışarıda
bırakan gücüyle güzel anlar yaşardık.
O zamanlar Bursa’da ipek kozaları vardı. Zamanı gelince Koza
Han’da kozalar sergilenir, bir nevi koza borsası kurulurdu.
İpek böceği(tırtıl) kozasını ördükten sonra, kozayı
parçalayıp dışarı çıkar. Koza parçalanınca ipek iplikleri ziyan olur. Bunun
için ipek böceğinin (tırtılın) kozayı parçalamasına imkân vermeden, kozalar
sıcak suya atılıp içindeki ipek böceği öldürülür. Ben de bir dut yaprağındaki
tırtıl gibi, tek başıma Bursa’da siyasi kozamı örecektim. Önemli olan,
politikanın kaynayan kazanında yanmadan, ördüğüm kozadan çıkıp Bursa
politikasında yer almaktı.
Bu kitapta, tek başına siyasi kozasını örmeye çalışan
genç bir avukatın “ Bursa Günlerini” okuyacaksınız.
“ Bursa’da zaman” sadece “ Eski bir cami avlusu” nda
oturmak ve “ Mermer şadırvanda şakırdayan “ su sesini dinlemekle
geçmemişti. Parti içi kavgalar, yakanıza yapışan savcılar,
sırtınızı yere yapıştırmaya çalışan yazarlar, en mühimi de,
dost bildiklerinizin sırtınıza sapladığı “ kara saplı bıçaklar” vardı bu
zaman dilimi içinde.
Bitmeyen bir saygı ve ve bitmeyen bir aşk!.
Erdal ABİ
erdalozdur@bursahakimiyet.com.tr
Sevgili Karım Fatoş'a
Sevgili Karım Fatoş'a
Sen olmasaydın ben yanlışta kalırdım, sen olmasaydın ben günahta kalırdım; sen
olmasaydın ben karanlıkta kalırdım; sen olmasaydın ben hayatın dışında
kalırdım.
Fatoş'um;
Birbirimizi tanıdığımız günden beri, birbirimizin elini hiç bırakmadık. Sonra sen beni incitmemeye çalışarak yavaş yavaş elini avucumun içinden çekip, "Hakka yalnız yürünür" dedin.
Yolun Allah'ın rahmeti ile dolsun, yardımcın Hazreti Muhammed'in şefaati, menzilin cennetin kapısı, kavuşmamız yakın olsun.
1962 yılı benim hayatımın en güzel hadiseleri ile doludur. 15 Haziran 1962'de Bursa Hakimiyet'te ilk köşe yazım çıkmış, 2 Aralık 1962'de Bursa'da stajımı bitirip yazıhane açmış ve avukatlığa başlamıştım.
Ve bunlardan daha da önemlisi 12 Aralık 1962'de Fatoş'la tanışmıştım.
Artık sadece gazeteye makale yazmıyor, İstanbul Laleli'deki Güneş Kız Talebe Yurdu'nda kalan Tıp Fakültesi talebesi Fatoş'a da mektuplar yazıyordum.
Birbirimizi tanıdığımız günden beri, birbirimizin elini hiç bırakmadık. Sonra sen beni incitmemeye çalışarak yavaş yavaş elini avucumun içinden çekip, "Hakka yalnız yürünür" dedin.
Yolun Allah'ın rahmeti ile dolsun, yardımcın Hazreti Muhammed'in şefaati, menzilin cennetin kapısı, kavuşmamız yakın olsun.
1962 yılı benim hayatımın en güzel hadiseleri ile doludur. 15 Haziran 1962'de Bursa Hakimiyet'te ilk köşe yazım çıkmış, 2 Aralık 1962'de Bursa'da stajımı bitirip yazıhane açmış ve avukatlığa başlamıştım.
Ve bunlardan daha da önemlisi 12 Aralık 1962'de Fatoş'la tanışmıştım.
Artık sadece gazeteye makale yazmıyor, İstanbul Laleli'deki Güneş Kız Talebe Yurdu'nda kalan Tıp Fakültesi talebesi Fatoş'a da mektuplar yazıyordum.
![]() |
| Avukat Ertuğrul MAT, 14. Dönem Bursa Milletvekili |
O zamanlar, şimdiki gibi cep telefonları, 'Seni seviyorum' diye atılan SMS'ler
yoktu. Heyecanla beklenen postacılar vardı.. Postacının uzattığı mektup zarfını
görünce yüzlerde açılan güller ve açılan mektuptaki okunan her satırın, her
kelimenin, her harfin mutlu ettiği gönüller vardı.
Hala duruyor o mektuplar ama açıp tekrar okuyamıyoruz.
Çünkü hergün birbirimize söyleyecek, bugüne kadar hiç söylemediğimiz yeni sözler buluyoruz.
Bundan da hiç usanmadık. O mektuplar bir daha açılmadan, bizimle birlikte ebediyete intikal edecek."
Üstte okuduğunuz bu duyarlı satırlar doruklarda yaşanan ve bitmeyen bir sevgi ve saygının kahramanlarından olan, yıllar öncede Hakimiyet Gazetesi'ndeki köşe yazılarıyla büyük ses getiren, 14. Dönem Adalet Partisi Bursa Milletvekili avukat Ertuğrul Mat'ın anılarını yazdığı kitabında yer alacak..
Mat'lar yaşam ve mücadeleleriyle çevreye örnek mutlu bir çiftti.
Hala duruyor o mektuplar ama açıp tekrar okuyamıyoruz.
Çünkü hergün birbirimize söyleyecek, bugüne kadar hiç söylemediğimiz yeni sözler buluyoruz.
Bundan da hiç usanmadık. O mektuplar bir daha açılmadan, bizimle birlikte ebediyete intikal edecek."
Üstte okuduğunuz bu duyarlı satırlar doruklarda yaşanan ve bitmeyen bir sevgi ve saygının kahramanlarından olan, yıllar öncede Hakimiyet Gazetesi'ndeki köşe yazılarıyla büyük ses getiren, 14. Dönem Adalet Partisi Bursa Milletvekili avukat Ertuğrul Mat'ın anılarını yazdığı kitabında yer alacak..
Mat'lar yaşam ve mücadeleleriyle çevreye örnek mutlu bir çiftti.
Ertuğrul Mat, bir anı kitabı yazıyor..
![]() |
| Fatma MAT & Ertuğrul MAT |
BASIN KARTI
Kitap bitmek üzereyken eşi vefat etti. Şimdi kitabın ilk
sayfasında yer alacak üstteki bu yazı da sevgili eşi rahmetli Fatma Mat'a bir
ithaf...
Ertuğrul Mat, Hakimiyet Gazetesi'ndeki köşe yazarlığından sonra yakın dostu
Ahmet Cenkçiler'le satın aldığı Millet Gazetesi'nde de başyazarlık yaptı. Eşi
rahmetli Fatma Mat gazetenin Yazı İşleri Müdürlüğü'nü üstlenmişti..
Fatma Mat, Bursa'da bir gazetenin 'ilk kadın yazı işleri müdürü' olarak sorumluluk üstlendi. Günlük gazete, Bursa'da ilk kez 6 sayfa yayınlanan etkin bir yayın organı olmuştu.
Millet Gazetesi'nde çalıştığım dönemlerde benim de Yazı İşleri Müdürlüğümü yapan Fatma Mat son derece mütevazı yapısıyla büyük bir saygı, sevgi görürdü.
Bursa basınında 'ilk kadın yazı işleri müdürlüğü' yapan Fatma Hanım eşinin milletvekili seçilmesiyle başkente taşındı ama Bursa'da çeşitli sosyal yardım kuruluşlarında görev yaptığı arkadaşlarını unutmadı. Ertuğrul Mat'a ve tüm tanıyanlarına başsağlığı diliyorum. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun...
Fatma Mat, Bursa'da bir gazetenin 'ilk kadın yazı işleri müdürü' olarak sorumluluk üstlendi. Günlük gazete, Bursa'da ilk kez 6 sayfa yayınlanan etkin bir yayın organı olmuştu.
Millet Gazetesi'nde çalıştığım dönemlerde benim de Yazı İşleri Müdürlüğümü yapan Fatma Mat son derece mütevazı yapısıyla büyük bir saygı, sevgi görürdü.
Bursa basınında 'ilk kadın yazı işleri müdürlüğü' yapan Fatma Hanım eşinin milletvekili seçilmesiyle başkente taşındı ama Bursa'da çeşitli sosyal yardım kuruluşlarında görev yaptığı arkadaşlarını unutmadı. Ertuğrul Mat'a ve tüm tanıyanlarına başsağlığı diliyorum. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







































